Dünya futbolunun sürekli değişen sahnesinde, yeni yıldızların doğup efsanelerin birer birer çekildiği o hareketli arenada, artık göz ardı edilmesi imkânsız bir isim var: Victor Osimhen. Nijeryalı golcü, “gelecek vaat eden yetenek” etiketini çoktan geride bıraktı; şimdilerde futbolun en ölümcül forvetlerine ayrılan o nadir havada nefes alıyor. Her hafta, her maç, Osimhen futbol dünyasını tek bir gerçeğe ikna etmeye zorluyor—artık sadece en iyilerden biri değil; şu anda dünyanın en iyi santrforu olabilir.
Osimhen’in yükselişi sessiz olmadı. Aksine gürültülü, patlayıcı ve inkâr edilemezdi. Savunmacılar, top daha ayaklarına gelmeden onun varlığını hissediyor. Teknik direktörler onun etkisini azaltmak için özel planlar yapıyor—ki çoğu zaman bu planlar yetersiz kalıyor. Taraftarlar ise ister kendi takımının formasıyla ister rakip tribünlerde olsun, gözlerini ondan alamıyor. Osimhen’in hız, güç ve bitiricilikten oluşan benzersiz karışımı, hem klasik hem de geleceğe ait bir forvet profilini aynı bedende birleştiriyor.
Onu dünyanın en iyi santrforu tartışmalarında zirveye taşıyan şeyin merkezinde etki yatıyor. Bu kelime, yorumcular tarafından sıkça tekrarlansa da Osimhen’i tanımlamada tam yerini buluyor. Etki yalnızca gol atmak değildir—her ne kadar o bu konuda istikrarlı bir makine olsa da. Bir maçın ritmini kendi istediği gibi değiştirmek, gerçek etki budur. Osimhen bunu hareketliliğiyle yapar; savunmayı yerinden söken bir çekim gücü gibidir. Bunu presiyle yapar; hücum hattını bitmek bilmeyen bir enerjiyle yönetir. Elbette bunu attığı her türden golle de yapar: füze gibi kafa vuruşları, içgüdüsel tamamlamalar, çaprazdan sert şutlar, bire birde sakin bitirişler ve elit bir 9 numaranın imzası olan o koklayıcı goller.
Ancak asıl belirleyici olan performansıdır. Osimhen parlamayı sadece uygun anlarda değil, zor zamanlarda başarır—sakatsızlık dönemlerinde, şampiyonluk yarışlarında, Şampiyonlar Ligi gecelerinde, ateşli derbilerde. Bu platformlarda, baskının keskinleştiği ışıklar altında en çok parlar. Futbol, istikrara saygı duyan, cesareti ödüllendiren bir oyundur; Osimhen ise bu ikisini istikrarlı bir şekilde sunuyor.
Fiziksel özelliklerinin ötesinde—güçlü yapısı, inanılmaz hızı, durdurulamaz sıçrayışı—onu daha da özel kılan bir şey var: savaşçı ruhu. Her zorluk onu güçlendiriyor, her geri adım onu daha çok hırslandırıyor, her gol onu bir basamak daha yukarı taşıyor. O, hem engelleri aşarak gelen bir adamın açlığıyla hem de oyunu tutkuyla seven bir çocuğun neşesiyle oynuyor.
Bugün analizler yapılırken, taraftarlar tartışıp eski yıldızlar görüş bildirirken, gürültünün içinden hep aynı sonuç yükseliyor: Victor Osimhen, dünyanın en iyi forveti unvanı için en güçlü aday olarak ortaya çıkmıştır. Etkisi açık. Performansı tartışılmaz. Ve yükselişinde en ufak bir yavaşlama belirtisi yok. Yeteneklerle dolu bu futbol çağında Osimhen, hücum hiyerarşisinin en tepesinde kararlı, gururlu ve belki de kaçınılmaz bir şekilde duruyor.
